İstanbul Bilgi Özel Mi? Gerçekten Mi?
İstanbul Bilgi Üniversitesi, adı duyulduğunda genelde iki şey akla gelir: Birincisi, “Ay, çok prestijli bir okul!” diye iç çekişler ve ikincisi, “Ah, yine o sosyal bilimci, solcu, popüler kültür takıntılı tiplerin yetiştiği okul.” Hadi biraz cesur olalım ve soralım: İstanbul Bilgi gerçekten özel mi? Gerçekten, diğer üniversitelerden bir adım önde mi? Veya aslında sadece isim yapmış ve tükenmiş bir kurum mu? İşte, bu soruların peşinden gitmek gerek.
Güçlü Yönler: Bilgi’yi Bilmek İsteyenler İçin
İstanbul Bilgi’yi övecek olursak, önce tabii ki herkesin bildiği, “girişimci ruhu” ve “özgür düşünce ortamı” gibi cümleleri araya sıkıştırmamız gerekiyor. Kendisini “özel” kılan en önemli unsurlardan biri, üniversitenin kampüslerinde hiç de sıkıcı olmayan, enerjik bir atmosferin hâkim olması. Buradaki öğrencilere baktığınızda çoğu zaman çok okuyan, dünyaya dair fikirleri olan, hatta bazen çokça tartışan tipler görürsünüz. Çünkü Bilgi, öğrencilerini sadece dersle değil, sosyal sorumluluk projeleriyle, girişimcilik fırsatlarıyla ve yaratıcı düşünme alanlarıyla da donatmaya çalışıyor.
Bir diğer güçlü yönü ise İstanbul’un merkezinde yer alması. Nerede yaşarsanız yaşayın, İstanbul’a ulaşmanın bir yolunu bulabilirsiniz. Belki de bu yüzden çok fazla kültürel etkinlik ve fırsat var; tiyatro, konserler, sergiler… Bir kültür ve sanat şehri olan İstanbul’da okumanın bir ayrıcalık olduğunu söylesek de abartmış olmayız. Özellikle medya, sinema ve sosyal bilimler alanlarında okumayı düşünüyorsanız, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin sunduğu olanaklar etkileyici. Ayrıca, okulun uluslararası ilişkileri oldukça güçlü, bir Erasmus öğrencisi olarak bile yurtdışında bir okulda eğitim alma şansı oldukça yüksek.
Zayıf Yönler: Dışarıdan Bakıldığında Her Şey Güzel Görünebilir, Ama İçerideki Gerçek?
Şimdi gelelim konunun can alıcı kısmına. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin en büyük eksikliklerinden biri, “gerçekten” bir akademik derinlik ve kalite yaratmada zayıf kalması. Bunu rahatça söyleyebilirim çünkü mezuniyetinden sonra gözlemlediğim en önemli şeylerden biri, okuldaki çoğu dersin “teorik” olmaktan öteye geçememiş olması. Akademik kadro, elbette çok sayıda başarılı isme sahip ama çoğu zaman dersler sıkıcı ve aşırı teorik olabiliyor. Bir girişimci ruhu beklentisiyle girdiğinizde, size gerçekten uygulamalı bilgi veren derslerin sayısı hayal kırıklığı yaratabiliyor. Eğitimde biraz daha yenilikçi ve gerçek dünyaya entegre bir yaklaşım beklemek, aslında çok da haksızlık değil.
Bununla birlikte, İstanbul Bilgi’deki sosyal bilimler ağırlıklı programlar, kendilerini “solcu” olarak tanımlayan ya da “alternatif” fikirlere sahip olan öğrencilerin büyüdüğü bir alan oluşturmuş durumda. Evet, fikir özgürlüğü tabii ki harika bir şey ama bazen bir ideolojinin tek başına hâkimiyet kurması, öğrencinin farklı perspektifleri keşfetmesini engelliyor gibi. Bunu özellikle “sosyal medya” ve “yeni medya” derslerinde gözlemledim. Bu alanlarda bazen çok fazla dogmatik düşünce hakim oluyor ve eleştirel bakış açısı kayboluyor. Belki de zamanın ruhu budur, kim bilir?
Ücretli Eğitim Sistemi: Gerçekten “Özel” Olmak İçin Yeterli Mi?
Bir de ücret meselesi var tabii. İstanbul Bilgi, “özel” bir üniversite olarak övülse de, aslında oldukça pahalı bir eğitim sunuyor. Peki, o kadar para vererek alınan eğitimin karşılığını gerçekten alıyor muyuz? Herkesin cebinde 15 bin lira varsa, tabii ki farklı bir eğitim alır, farklı bir çevreye girer, belki daha rahat bir hayat sürer. Ama bir yandan da, bu parayı vererek o kadar da “özel” bir deneyim yaşadığımı söylemek biraz zor. Çünkü işin sonunda çoğu öğrenci, iş hayatında fark yaratacak şeylerin çoğunun üniversite dışında gerçekleştiğini fark ediyor. Bu da insanı bir parça hayal kırıklığına uğratıyor, açıkçası.
Sonuç: İstanbul Bilgi Gerçekten “Özel” Mi?
İstanbul Bilgi Üniversitesi, adını duyduğunda “özel” bir şeyler hayal ediyorsunuz ama gerçekten de özel mi? Hangi yönüyle özel? Evet, kampüs, kültür, eğitim gibi pek çok açıdan iyi fırsatlar sunsa da, biraz da düşündüğümde şunu kabul ediyorum: Üniversite hayatı ve eğitim, yalnızca okuduğun okuldan değil, aynı zamanda senin kişisel çabandan, araştırmalarından, dışarıdaki etkileşimlerinden ve yarattığın fırsatlardan da şekillenir. Yani, İstanbul Bilgi belki “özel” değil, ama kesinlikle fırsatlarla dolu. Öyle ya da böyle, kendi yolunu bulacak bir insan yetiştiriyor. O yüzden, “özel” olma iddiasına da, fazlaca takılmamak gerek. Önemli olan, senin üniversitenden aldığın ne ve onu hayata nasıl geçirdiğindir. Peki, sizce de bu işin sonunda gerçekten “özel” olan şey ne?