Fransız İhtilali ve Bir Gençlik Hikâyesi
Kayseri’nin soğuk bir akşamında, odamda tek başıma otururken, dışarıda rüzgarın penceremi tıngırdatan sesi bana hiç olmadığı kadar bir şeyler düşündürmeye başlamıştı. Bazen öyle anlar olur ya, bir şeyin içini gerçekten anlamak istersin ama anlamazsın, sadece hissedersin. İşte o anlardan biriydi bu.
Günlüğüm önümdeydi, başlamak için doğru zamanı bekliyordum ama tam olarak ne yazacağımı bilmiyordum. Birden aklıma Fransız İhtilali geldi. Belki de o günlerde yaşananlar, içimdeki o büyük boşluğu anlatmanın bir yoluydu. Hem geçmişin gücü, hem de değişim arayışım, iç içe geçmişti. Bu yazıyı, hayatımda öğrendiğim bir gerçeği daha iyi anlamak için yazıyorum. Fransız İhtilali, neye karşı olmuştur? sorusunun cevabını bulmaya çalışırken belki de kendimi bulacağım.
O Akşam, O An
Bir kış akşamı daha Kayseri’de kar yağarken, ben eski bir kitaba gömülmüştüm. Kitabın sayfaları sararmış, kelimeler yılların yükünü taşıyor gibiydi. O kitabı bulmam, tesadüf gibi görünse de aslında çok şeyin başlangıcıydı. Fransız İhtilali, haksızlığa, eşitsizliğe, acıya ve baskıya karşı bir başkaldırıydı. Bir gece yataktan kalkıp bu tarihsel dönüm noktasını düşündüm ve aklımda sadece bu soruyu sordum: Bütün bu kalabalıklar, hayatlarını değiştirmek için neye karşı savaşmışlardı?
Bir grup adamın krala karşı isyan etmek için bir araya gelmesi, bir hayalini gerçekleştirmek isteyen binlerce insanın hayatını kaybetmesi… Her birinin arkasında bir hikaye vardı, bir umut vardı. Ama en çok da, bir kırgınlık vardı. Kırgınlık ve hayal kırıklığı. Çünkü insanlar yıllarca baskılarla, açlıkla, yoksullukla yaşadı. O dönemdeki kral, o kadar yüksekti ki halkını bir hiç gibi görüyordu. Hani bazen yaşadığın hayatta, hayalini kurduğun bir şeyin sana asla ulaşamayacak gibi geldiği anlar olur ya, işte o zamanlar da Fransızlar’ın yaşadığı da buydu.
Fransız İhtilali, sadece bir hükümete karşı çıkmak değil, aynı zamanda bir toplumun, yıllarca süren zorbalık karşısında umutsuzca yükseldiği bir sesi temsil ediyordu. Bir çeşit “artık yeter!” diyordu.
Kendi Hayatımda Fransız İhtilali
Kendi hayatımda, o dönemdeki Fransızlar’a benzer bir hissiyatı, bazen gündelik hayatta da yaşıyorum. Kendi küçük isyanlarımda, bazen bir düzenin dışına çıkmayı hayal ediyorum. Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, bazen kendimi o yılların Fransız halkı gibi hissediyorum. Hayal kırıklığı, hiç görmediğim bir şeye duyduğum isyan. Kimseyi değiştiremiyorum. Ama bir anda içimden yükselen bir duyguyla, hayatın bana dayattığı düzene karşı çıkmak istiyorum.
O akşam, kar yağarken birden fark ettim ki, Fransız İhtilali de aslında bir içsel devrimdi. O halk, sadece dışarıdaki düzenin değil, kendi içindeki haksızlıkların da farkına varmıştı. Ve içsel devrimler, sadece toplumsal yapılarda değil, bazen de bireylerin ruhunda yaşanır. İşte bu yüzden, o an Fransız İhtilali’ne karşı olmanın aslında sadece bir yöneticiye, bir düzene karşı çıkmak olmadığını fark ettim. Aslında, daha çok içindeki “yeter artık” duygusuna karşı bir çıkıştı.
İsyan ve Umut
O gece sabaha karşı gün ışığı odamın içini aydınlatırken, yavaşça düşündüm. Fransız İhtilali, belki de yalnızca bir dönemin değil, tüm insanlığın eşitlik ve özgürlük adına verdiği savaştı. Ama aslında, bu ihtilal en çok, insanlar hayatta sahip oldukları şeylere karşı duydukları isyanla başladı.
Bir zamanlar ben de, hayatın bana olan dayatmalarına isyan ediyordum. Sadece o zamanın Fransız halkı gibi değil, ben de içimdeki umutla bir şeyleri değiştirmeye çalışıyordum. Hayal kırıklığı ve acı hep bir aradaydı, ama bir umut da vardı. Bu büyük devrim, bana şunu öğretti: İsyan etmek, bazen sadece bir başkaldırı değil, daha güzel bir geleceğe duyulan inançtır.
Sonuçta Ne Oldu?
Yazıyı bitiriyorum, ama hala o geceyi hatırlıyorum. Fransız İhtilali sadece bir olayın değil, çok daha derin bir insanlık meselesinin sembolüydü. Zamanın getirdiği baskılara karşı olmak, hayatta daha özgür olma arzusunun bir simgesiydi. Bugün yaşadığımız dünyada da değişim için mücadele eden, geçmişten ilham alarak daha iyi bir gelecek kurmaya çalışan milyonlarca insan var. İşte bu yüzden, Fransız İhtilali’ni anlamak sadece tarihle ilgili değil, içimizdeki isyanı ve umudu anlamaktır.
Günlüklerimi karıştırarak, hem geçmişi hem de içimdeki duyguları keşfetmeye devam ediyorum. Bazen en derin hisler, tarihin en büyük isyanlarında gizlidir. Ama o anları yakalayabilmek, yaşadığın anın kıymetini bilebilmek, belki de en önemli olanı.